Yine, şarabın bitişi ile güneşin doğuşunu aynı an’a denk getirip gözlerimi kapatacağım umarsız akşamların biriydi.Bedensel olarak ‘zımba’ gibi lakin mental olarak; Kolezyum’da cansız yatan gladyatörden farksız olduğum bir gece.
Aydınlığın karanlığı kıskandığına ilk kez şahitlik ediyordum ki,telefonum dikkatimi çekti birden.Ekranda, tarih boyunca anısıyla anılacak bir kadından gelen mesaj yer alıyordu.Gelen ilk mesaj öyle samimi gelmişti ki sanki yıllardır beklediğim bir mesajdı bu.Evet akrep ve yelkovanın aşkı sonucu saat 4 buçuğu gösterir gibiydi.Tahrik edici ve hazzı doruklara çıkaran mesajlaşma sonucu onu bulunduğu yerden alacaktım.İstediğim de bu muydu? Hayal ettiğim bir gece miydi bu?
Hurdavari bir araçla sokağın diğer köşesinde bekliyordum.Gelmesini çok istediğim halde gelmeyeceğini kabullenme arzusu da vardı içimde.Sanırım gecenin totemi buydu.Ancak çok geçmemişti ki sokaktan bir kadın çıktı.Evet evet bu benim tarihimdeki en güzel kadındı.Onu, yediği sillelerle viraneye dönmüş arabama aldım.Öyle samimi öyle sıcak bir tanışma olmuştu ki bu, iliklerimde aşkın hissiyatı yer etmişti hemen.
Nereye gitmek istese götürebilirdim o an tabii arabanın gittiği son yere kadar en fazla.Sonrası mı? Tutardım ellerinden…
İçecek birşeyler ve sigara ilk tercih ettiği ikramlardı.Usul usul gecenin gelişmelerine şahitlik edecek bir yer ararken, bilmediğim karanlık bir köy yoluna girdik.Hemen de bir sapa alan bulup sohbet etmeye başlamıştık ki bu anlar benim ayaklarım yere basmıyordu.Tanıdığım en dobra kadındı.Öyle ki elimde olsa tüm günahlarını affederdim.Herşey fazlasıyla yolunda giderken ilk hamlesi bir soru oldu.’neden arka koltuğa geçmiyoruz?’ Sorusu tüm geceyi özetlemeye yetmişti.
Onu kırmamak için mi yoksa işime geldiği için mi bilmiyorum ama bu soruyu sözle cevaplamayı değil arka koltuğa geçerek eylemle cevaplamayı tercih ettim.Dünyanın en kibar ve nazik üslubuyla buyur ettim yanıma.İşini çok iyi biliyordu.Buna emin olduktan sonra patronun kim olacağı konusunda fazla direnmedim ve akışı ona bıraktım.
Tanrının bahşettiği nefise hakim olmak ne mümkün! Halleri bana Konya ovasındaki kısrakları andırıyordu.Öylesine dinç öylesine amaca odaklıydı.Kaldı ki hareketlerine eşlik eden sesler dünyanın en güzel melodisi gibi çınlıyordu kulaklarımda.
Sabahın ilk ışıkları bedenimize vurmaya başlamıştı biz küçük küçük giyinirken.İçimdeki aşk hissi Nirvana’yı zorluyordu.Adeta güneşin doğma isteğine isyan ediyordum içten içe.
‘Bırak tadında kalsın,tadından yenmesin.’ Cümlesinin haklılığıyla anı kabullenip şehre dönüyorduk.Onu aldığım ve bıraktığım sokağın köşesi kutsal bir mekandı artık.Cern deneylerinde aranan Tanrı parçacığı o gece benimleydi.
Birdaha da denk düşmedik onunla.İsim,cisim? Hiç bir iz bırakmadık birbirimizde.Sadece bu yazı, o geceden kalan tek hatıra.